öyle güzel bir kapıydı ki, hem en kötü hem en güzel zamanlarda bir an tereddüt etmeden çalınabilirdi. çalınmasa bile uzun uzun izlenebilirdi.
yeşildi,tahtadan. kenarları taştandı, tokmağı gümüşten. üzerinde sarmaşıklar vardı.
gel zaman git zaman kapıya hayran ve hasret kalındı; ama hiç çalınmadı. beklenen kapının kendiliğinden açılmasıydı.
aynen böyle sisli ve soğuk bir günde, kapının ardı göründü. kapı ne kendiliğinden açılmıştı ne de çalınmıştı. ama artık ardı görünürdü.
belli ki bu bir mucizeydi.
ardında hilkat garibeleri, yıkıntılar, çirkinlikler yoktu lakin güzelliğe ait de hiç bir ize rastlanmadı.
vakti geldiğinde dökülmeyi bekleyen bir yaprağın kaderini paylaşıyordu sanki her şey.
hayal kırıklığı denemezdi, çünkü bir an olsun durup kapının ardını hayal edilmemişti,yalnızca beklenmişti.
sevgi ya da nefret de denemezdi çünkü bunlara vakit yoktu.
terk edildi, güzelliğe de sıradanlığa da veda edildi; daha kötü bir anıya bile tahammül kalmamıştı zira.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder