ay,gün,saniye,saat uydurmacalarının birbirine girdiği,gündüzün gündüze,gecenin geceye benzemediği zamanlarda o iğrenç baş ağırlığıyla uyandığım bilmem kaçıncı seferdi.
nefes alır almaz göğüs boşluğumda hissettiğim o acıyla oldukça zindeydim yine.olayı yine neden-sonuç ilişkisi içinde açıklayarak kurtulmak istedim-bu acı tamamen yatış pozisyonuyla alakalıydı falan filan-;ama olmadı,bu uyanışımda oldukça acı verici bir şeyin farkına varmıştım.her uyuyuşumda gördüğüm rüyaları yeniden görmüştüm.yaşadığım,daha doğrusu yaşadığımı sandığım şeylerin neredeyse tamamını ve tıpatıp aynısını görüyordum.ama rüyamda bunların bir yalandan başka bir şey olmadığının henüz farkında değildim.zihnim ve bilincim güzel dalga geçiyordu benle doğrusu ve ders veriyordu üstelik.o yaşadığını sandığın şeyler ancak rüyada görülür,artık onların gerçek olma ihtimali yine rüyalarında mümkün.tamı tamamına bir yalanın ortasındaydın,ortasındasın ve ortasında kalacaksın.işte bu cümleler geçerken kafamdan yine vuku buluyordu o göğüs acısı.kabullenememekti bunun adı,besbelliydi.tüm bu yalanların ortasında gerçeğe en yakın olan bu göğüs acısıydı.
hissettiğimi ve bana hissetiklerini sandığım,aslında içi boş olan tüm duygulara da isim vermiştim.sevgi bencillik,güven bi şeylere inanma ihtiyacı,aşk hayata anlam bulma çabasının en iddialı icadıydı;üzüntüyse olumsuz şeylerin genel adı.ihtiyacım olan tek şey gerçekti ama buna hiçbir zaman ulaşamayacaktım,bir yalan ötekini hep sürükler zira.
ve işte yine göğüs acısı.
birinin bunları bana yapmasından çok,birilerinin bunu yapabilme ihtimali ise tüm umutları tüketiyordu,yapacak hiç bir şeyin kalmaması-ki bu yapacak şeylere dahil edebileceğim en büyük şey artık çok az hissetmekti- her şeyi alaşağı ediyordu.artık hiçbir limana ulaşamayacak bir gemi gibiydim.